Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi

Aylarca doğru düzgün kitap okuyamayan ben, bu kitabı iki gün içinde okumadım, yalayıp yuttum resmen. Çok sürükleyici, kendini okutturan, okuması da çok zevkli harika bir kitap. Okurken İskender Pala ile ilk tanıştığım zamanları düşündüm, 12-13 yaşlarındaydım ve İskender Pala’nın o sürükleyici kalemine, daha ilk sayfadan okuru olayların ortasına çekişine ve edebiyatının gücüne hayran olmuştum. Şimdi uzun zaman sonra yeniden bir İskender Pala romanı okudum ve … Okumaya devam et Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi

Sandukça; Tohum

Bu, ben olarak yüklendiğim en ağır yük Ve aynı zamanda en hafifi Yarın aynı ben olmayacağım Bir hafta sorna tamamıyla başkası Belki yıllar sorna kendimi tanıyamayacağım  Bu, ben olarak yaşadığım tek kış Bahara kalmaz değişeceğim Belki bende cicekler açarım Belki de açmam Simdi attığım tohum o zamanın toprağını tutacak mı Kim bilir ? Ama kim olursam olayım o tohumu atacağım Belki onu sulamayan da ben olacağım Yaşasın isteyen Yaşama şansı vermeyen yine başka bir ben  Ama ekeceğim o … Okumaya devam et Sandukça; Tohum

Sana Şiir Yazmayacaktım

sana şiir yazmayacaktımoturup kalbimi parçaladımkalın portakal kabuklarına yaptığım gibigüneş battıktan sonrave diş macunundan sonra yediğimizsana şiir yazmayacaktımalışır acı tadına ağzımtıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelerehepsi gülemediğim koca bir şakabunu bir hücre biliyor sadeceiçimde unutulmuş herhangi bir köşedebaşka neyi unuttum biliyor musunsana şiir yazmayacaktımkendini şiir sanmasın diye bu alçak yazıbüyük harfleri unuttum diğer sayfadaonlarsız yazmayı sevmem aslındaokusaydın fark ederdinunuttuklarımı koy üst üstebir çöp yığını gibi afrikanın denizi … Okumaya devam et Sana Şiir Yazmayacaktım

Bre Hasan!

Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor. Başına geleceklerden habersiz. Ben tepesindeyim suyun. Köprüden aşağı bakıyorum. Kemerlerin … Okumaya devam et Bre Hasan!

Plakların İçindeki Renkler

Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine mi başladın küçük?” dedi hafif alaycı bir sesle. Kız başını … Okumaya devam et Plakların İçindeki Renkler

Yağmur

Sesini duydum, sabahın beşiydi Annem olsa çamaşırları düşünürdü Ben bir mevsimi düşündüm, bir kişiyi Aklıma geldi değiştiğim Çünkü eskiden anlamazdım seni Yürürken ıslanmak istemezdim yağmur Eteklerimi düşünürdüm, ıslanan gözlüğümü Şimdi aklımda terasta oturduğumuz gece Hani Ay’ı beklerken senin bizi selamladığın Acıtmadan, kaçırmadan, sakince Önümde denizden gelen bir sesti konuşan Kazınmıştı aklıma kırık bir cümleyle Sana yazan ilk ben değilim Son da olmayacağım yağmur Senden bir … Okumaya devam et Yağmur

Bülbül Sevse De Kurur Gül

Kızıl güz kapıma dayandı; Bir güzel; çiçekli fistanlı. Sormadı; canı verecek misin? Ruhsuz bahara erecek misin? Güzel beklemedi vermemi. Cebren gezdi bahçemi. Tüm gölgeleri, kuytuları Yorgun ustam arandı. Oysa o bir lahza dinlenmedi, Ömrü yekpare feda idi. Ne bir kuytu, ne bir bahçe Durmak derdine değildi çare! Ona veda etmek bana zor geldi. Soldum bir nefeste, gövdem devrildi Bülbüller sustu pür dikkat, Susmak naçar gelmişti … Okumaya devam et Bülbül Sevse De Kurur Gül

Sesim Susmuş

Sesim bir yangın alarmı Gri ruhsuz binaları Duvarda çatlağa doluyor Doluyor da kimseye varmıyor Sesim bir buruk türkü Yükseliyor Anadoluda Ala boyandı göğü Sızıyor damarımdan yavaşça Sesim hırçın dalga Irmağı n’apsa aşamıyor Çıkmıyor Atina kıyısına Yolda kimi bulsa yutuyor Sesim bir bebek ağlaması Mavi bayrak kundağı İnletiyor feryadıyla Yalnız ermiyor duymazlara Sesim bir güvercin kanadında Güneyden uçuyor bu yana Nehri aşsa deniz yoruyor Söyle sesimi … Okumaya devam et Sesim Susmuş

Mavi Duvar

İnsanlar denizleri kışın tanıyamıyor, biliyorum. Yaz mevsimi ikindi vakti kumsalı dolduran cıvıl cıvıl sesler yok. Sıcaklık yok. Susamışlık yok damaklarda. Yalnızlık var. Endişe var ve belirsizlik… Fırtınası var denizin. Her dalgayla yediğin bir tokat var yüzüne doğru. Martılar var insanlar yerine. Belki bir iki balıkçı var. Ses yok, gürültü var. Sessiz evin içinde gereğinden sert çarpan bir kalbin gürültüsü. Yankılarla derin bir kuyuya yuvarlanan düşüncelerin … Okumaya devam et Mavi Duvar

Meçhule Tohum Atmak

     Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken; bundan çok çooook uzak bir gece bir gündüz, hatta iki gece iki gündüzden, hatta ve hatta yıllar ve ışık yıllarından daha uzak diyarlarda; bir sabah veya akşam – hangisi olduğu bilinmez, gökyüzünün olmadığı diyarlarda – başlarına gelebileceklerden habersiz yolculuğa çıkan sekiz yoldaş vardı. Her biri birbirinden renkli sekizli: Özgür Ruh, Cesur, Umudun Serçesi, … Okumaya devam et Meçhule Tohum Atmak